Ana SayfaHakkındaYazılarBlogFotoğraflarİletişimEnglish
 
 

Cemalnur Sargut: “Allah bana farklılıkları birleştirmeyi lütfetmiş”



Türkiye’de laik, dindar, ateist veya çarşaflı kadınlar onun sohbetlerinde buluşuyor. Dünyanın dört bir yanında “doğru” Müslümanlığı anlatıyor. Kendisini önce anne olarak gören, “bana biat eden, benim vasıtamla Allah’a ulaşmayı Allah’tan talep eden herkes evladımdır” diyen Cemalnur Sargut, onu bugüne getiren “zor” hayatını anlattı.


“Doğru yaptığınızdan emin olduğunuz zaman dönüp kelimelere bakmıyorsunuz. Kelimeler gelip geçicidir, hizmet daimi. Bana mürşid deseler de önemli değil, öyle görmeseler de önemli değil. Benim bir misyonum var; birleştirmek. Başörtüsüz olmayı kendim için şu açıdan faydalı görüyorum. Türkiye’den her kesim kadınla görüşebiliyorum. Hepsi hiç olmazsa beni dinliyor. Bu işin çok da kıyafetle ilgili olmadığını, surete değil sirete önem verilmesi gerektiğini anlatan bir kişiyim. İki açıdan çok önemli görüyorum yaptığımı, başörtü konusunda birleştirici olmak nasip oldu bana, sohbetlere başörtülüler, çarşaflılar da geliyor, orada ben onların yüzlerindeki Allah aşkını görüyorum. İkincisi Sünni-Alevi farklılığını kaldırmaya çalışıyorum. Ehli Beyt sevgisinin sadece Alevilikte olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Farklılıkların bütünleştiği yer olmalıyım. Ben şu kıyafetimle namazı anlattığım zaman herkes etkileniyor. O kadar çok kişi umreye gitti ki ben anlattıktan sonra. Benim elimde kudret yok, Allah birine bir vazife verdiği sürece onun arkasında olur.”

Bu sözler Rıfai şeyhi Kenan Rıfai’nin tasavvuf geleneğini bugün  devam ettiren, ünü ülkemizin sınırlarını çoktan aşmış Cemalnur Sargut’a ait. Kitaplar yazıyor, sohbetler yapıyor, Almanya’nın en önemli kiliselerinden Frankfurt’ta 10 yıldır ders verdiği Hıristiyan kadınlar, onun sayesinde sorulara  “Biz Hz. Peygamberi çok büyük bir peygamber olarak kabul ediyoruz, İslam’a çok hürmetimiz var” diye cevap veriyor. TÜRKKAD (Türk Kadınları Kültür Derneği) olarak Mevlana, Şems-i Tebrizi, İbn-i Arabi, Niyaz-ı Mısri gibi tasavvuf büyüklerine dair konferanslar düzenliyorlar. ABD ve Çin’de kurdukları enstitülere şimdi Türkiye’deki üniversitelerde tasavvuf enstitüleri ekleniyor. 23-31 Mayıs’ta İtalya’da “İslam Kültürü Haftası” kutlamalarına tek Türk grup olarak katıldılar ve Roma’nın ünlü Campidoglio meydanında Türkiye’yi temsil ettiler. Cemalnur Sargut’un ünü arttıkça, başarısının sırrı daha çok merak ediliyor. Hayatında yaşadığı her şeyi “manevi” eğitiminin bir parçası olarak gören, “Bütün mutluluğumu onlara borçluyum. 34 yaşından beri yaşadığım sonsuz huzuru, cennetimi baştan yaşadığım sıkıntılara ve onları aşabilmeme borçluyum” diyen Sargut, hikâyesini anlattı.

Ölümle erken tanışma

Cemalnur Sargut, anne ve babasının 10 yıllık çocuk hasretinden sonra 1952’de bir dua ile doğar. Annesi, tıbbi olarak çocuk sahibi olması imkânsız görülürken, “evliya” dediği Nazlı Evrenos’un duası ile hamile kalır. Bir rüyada Kenan Rıfai’nin isteği üzerine aldığı “Cemal” ismine Nazlı Hanım’ın “nur”u da eklemesini “kemale erdirmek için çabalama” olarak görüyor Sargut. Çocukluğu hakim-i mutlak, “zor” bir anneanne, “melek” bir dede, babasının evlat edindiği “harika bir abla”, evin bütün kararlarını veren dadıları Ayşe bacı ve kendisinden iki yaş küçük kız kardeşi Asuman ile geçer. Kenan Rıfai’nin eğitimini almış annesi Meşkure Hanım sohbetlerle görevlidir, onu çok göremez. Daha çok “kültürlü, olağanüstü bir insan” olan babasına yakındır. 
Doktorlar henüz çocukluğunda, ruhi ilerlemesinin akli ilerlemesinden daha ileride olduğunu söyler. Beş yaşında ilkokula başlar, ancak kısa süre sonra yakalandığı ağır verem sonucu “ölüm”le erken tanışır. İyileşir, ancak 8 yaşına geldiğinde 60 ihtilali olur ve “hayatı insan kurtarmakla geçmiş” doktor ve Demokrat Parti’de siyasetçi olan babası Yassıada’da hapse girer. Üç buçuk yıl zorlu günler geçirir aile, ancak dostların desteği hiç eksik olmaz. “Acıların olması gerektiğini düşündük” diyor Sargut, “Allah’ın büyük bir lütfu olarak acılardan bir şeyler öğrenebildiğimi düşünüyorum. Bize kin ve nefret katiyen öğretilmedi. Her şeyi Allah’tan kabul ederdik. Babam Yassıada’ya gittiği gün annem secde etti.”

Annesi Meşkure Sargut, Kenan Rıfai ile yetişmiş, onun vasiyetindeki dört kadından biridir. Onun ve diğer kadınların Cemalnur Sargut üzerindeki etkisi büyüktür: “Nazlı annem ruhumdu. Samiha annem gönlümdü, Allah’ın vurduğu yerdi benim için. Annem aklımdı. Bu üçü çok güzel bir işbirliği yaptılar vücut içinde. Annem şeriatımı öğretti, Samiha annem Allah ile kuracağım ilişkiyi öğretti, Nazlı annem beni diriltti. Biri eksik olsa yaşamım biter diye düşünüyorum. Ben etrafımda Ademlerle yetiştim. Hayatımda bu kadar tasavvufu sadece söylemeyen, hem de doğru yaşayan insanlar olması benim için büyük nimet.”

“Kömür çok acı çekince elmas olur”

İlkokulu Hırka-i Şerif’te bitirir. Ortaokul döneminde de hastalıklar devam eder, ancak liseyi bitirir ve üniversitede kimya mühendisliğini seçer, hem kimya öğretmenini çok sevdiği, hem de kimyada maneviyata meyil gördüğü için. Son sınıfta eşi Yalçın’la tanışırlar, mezun olur olmaz evlenirler, bir yıl sonra da bir oğulları olur. Öğretmenliğe başlar, ancak eşinin işi dolayısıyla Libya’ya gitmeleriyle ara verir. Orada geçen iki yılda “Müslüman bir ülkenin Ramazanı gerçekten nasıl yaşadığını” görmek onu çok etkiler. Bu arada sık Avrupa seyahatleri Avrupa’da “maneviyat”ın eksik olduğunu fark etmesini sağlar. Libya’dan döndükten sonra öğretmenliğe ve henüz 26 yaşındayken Samiha Ayverdi’nin yönlendirmesiyle Mesnevi dersleri vermeye başlar. Beş sene ders verdikten sonra ünlü mutasavvıf Şefik Can’ın öğrencisi Nermin Suner Pekin’le altı yıl süren, Mesnevi’nin bütün şerhlerini öğrendiği bir eğitim alır.

“Artık ben kadın değildim”

Hayatın zorlukları bitmez, eşiyle bir dönem ayrılırlar, ikinci kez denediklerinde 1984’te “büyük bir mucize olarak” ikinci çocuğu doğar. Ancak, Kenan Rıfai’yi gördüğü rüya üzerine “Gülüm” adını verdiği kızı hastalanır, birkaç aylıkken vefat eder: “Bir anne için çok yıpratıcı bir şey… Bir sohbet günüydü, Allah’ım alacaksan bugün al çok hazırlıklıyım diye dua ettim ağlayarak, yarım saat sonra ölüm haberi geldi. Öyle bir acı ki anlatamam... Ama bir yandan Allah seni seçmiş, seni sevmiş ve inanmış sen bunun altından kalkabilirsin. Bu da büyük bir mutluluk. 15 gün yalvardım Allah’a, ama hiç ağlamadım. Acıyla beraber yaşamayı öğrendim ve mutluluğa dönüşebileceğini…”

Ertesi sene babasını kaybeder, eşiyle de ayrılır sonrasında çünkü aksi takdirde “maneviyata devam etmesi” mümkün değildir. Ayrıldıktan sonra hayatının yeni bir safhası açılır: “Hiçbir erkekten korkmuyordum çünkü artık ben kadın değildim. Hayatımı bitirmiştim yani, yaşamış, görmüş, geçirmiş olarak… Allah’la baş başa olabilecektim. 34 yaşında çok zevkli bir hayat başladı.” 1996’da emekli olana dek öğretmenlik de yapar Sargut, bir yandan manevi eğitim ve öğretimi hep devam eder. Adım adım bugünkü mertebesine gelir.

“Efendim bu yüzyılın bütün mutasavvıflarının birleştiren kalemidir”

Sargut bir “kadın mürşid” olarak kadınlarla daha iyi anlaştığını belirtiyor. Kadın ve erkek mürşid arasında, maneviyatı yorumlama açısından ise fark görmüyor: “Kadın mürşid kendini ön plana çıkarmıyor. Gerçek erkek mürşid de kendini öne çıkarmaz. Gerçek mürşid-i kamil’lerde cinsiyet ortadan kalkar. Samiha anneye kadın diyemezdi kimse, er kişiydi. Hz. Rabia diyor ya ormandan bir aslan çıksa korkudan kadın mı erkek mi diye bakamazsın…” Sargut “ikilik yaratan” felsefede bulamadığı cevapları 1867-1950 arasında yaşayan Kenan Rıfai’nin geleneğinde bulmuş: “Basitin içinde doğruyu söyleyen ve yaşayan birini aradım. O gözlük benim için Mesnevi oldu. Zaten Kenan Rıfai’nin şerhiyle okudum, hayatımı değiştirdi. Biz Rıfailiğin avcı koluyuz. Avcılıktan kasıt Hz. Süleyman gibi her ilimden, her dilden konuşabilmektir. Onu hocanızda bulursanız oturursunuz. Biri eksik kalsa benim mürşidim değil dersiniz. Senelerce İbni Arabi, Mevlana, Geylani hazretlerini okuyup da efendimin sohbetlerine döndüğümde bir kere daha anladım kıymetini, yeniden bağlandım, çünkü bir cümlesinde neleri anlatabildiğini gördüm.”

Önümüzdeki Ramazan ayında televizyonda Cemalnur Sargut’a sık sık rastlayacaksınız. Sohbetleri ise www.nefesyayinevi.com adresinden canlı olarak yayınlanıyor ve giderek daha fazla insana ulaşıyor. Geleceğe dair şu hayalleri aslında onun tasavvufu daha da çok insana ulaştıracağını gösteriyor:

“İmam Faysal ABD’de İslam’ı temsil eden kişi, onunla yan yana konuşma yaptık, kendisi ikiz kulelerin yerine cami yapmaktan bahsetti. Dedim ki cami sadece Müslümanların toplanacağı bir yer. Batı’da İslam’ı akademik olarak anlatmak lazım, bunun için de üniversiteler açmak lazım. Üniversitelerde kürsüler kurmak lazım. ABD’de, Çin’de kürsü kurduk zaten. Şimdi Türkiye’de tasavvufu ilahiyat fakültelerini dışında da öğretmek için enstitüler kuruyoruz. Türkiye’nin önü açılsın. Hz. Mevlana, Yunus Emre gibi büyük mutasavvıflar için enstitüler kurma hazırlığındayız. Bu enstitüler bütün eserlerini İngilizceye çevirecek, Batı’dan öğrenciler gelecek. Mutasavvıf demek şair, müzisyen, edebiyatçı demek aynı zamanda. Mesela bir psikolog Mevlana öğrenmeden psikologluk yapmasın. Bir üniversite kurmak istiyorum, Zehra üniversitesi olsun inşallah. Benim örnek aldığım kişi Hz. Fatıma, onun ismiyle anılsın, bütün enstitüler ona bağlansın, yurtdışındakiler de dahil. Merkez burası olsun. İnşallah bu vazifeleri yaptıktan sonra öleyim.”



Cemalnur Sargut’tan Çarpıcı Yorumlar

• Herkesin ayrı Rabbı vardır, herkes kendi kafasındaki Allah’a inanır. Hallac-ı Mansur diyor ki, Allahım onlara kızma, onlar da seni memnun etmek için beni öldürüyorlar.

• Hakiki mürşidler arasında ya o ya ben diye çekişme olmaz, yalancılar arasında olur, çünkü herkes kendi mürşidinden nasiplenir.
• Annem öğretti, aslında aleyhinde konuşan kişi o değil, Allah sana bir şey öğretmeye çalışıyor, onu aracı kılmış. Sen onu büyütme, o olarak görme…

• Doğru Müslümanlığı Batı’ya göstermemiz lazım. Onlar da çok eziyet ediyorlar Müslümanlara, ama hoşgörü, sevgi ve tevazu ile karşılık verirsek Amerikalıyı bile yanımıza alabiliriz.

• Maalesef Türkiye’de peygamberimizi tanımıyorlar. Bir kimseyi tanımadan sevemezsiniz. 

• Dinden değil de dindar geçinen ama dindar olmayan insandan korku var. Çok âlim, aydın geçinen insanlar korkutuyor ve kaçırıyor. O zaman insanlar dinden ve imandan çıkıyor. Oysa din bir kisve değildir, güzel ahlaktır, Allah, peygamber aşkıdır.

• Kuran çokeşliliğe izin vermemiş. Kadının çalışmayıp sadece evde oturması gerekseydi, Hz. Peygamber Hz. Hatice’ye evde otur derdi.

• Çocuk ve anne ilişkisinde annenin çocuktan öğreneceği çok şey var, kadın bu fırsatı kaçırmamalı. Ama işini de bırakmamalı. Kadın hepsini aynı anda yapacak güce sahip. 



09.06.2011, Yeni Aktüel




12 Yorum Yapıldı

#1 seval alkan, 02.07.2012 21:29
Cemalnur hanımefendi bir tatlı su pınarı ALLAH ondan razı olsun bu pınardan her an doya doya içmek istiyorum

#2 nihal, 02.12.2012 21:57
okadar çok şey öğrendim ki sayenizde ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN

#3 esra gönüllü, 03.04.2013 15:20
Allah Razı Olsun söyleyenden de yazandanda yayınlayandanda emeği geçen herkesten

#4 aysel, 04.05.2012 12:57
Hayatımda ulaşabildiğim beni bana anlatan tek insan onu çok seviyorum. Allah'tan onun için hayırlar diliyorum.

#5 Nur Kara, 04.05.2012 15:39
Çok güzel bir röportaj olmuş...Rabbim sizden razı olsun..Yolunuzu hep açık etsin.

#6 hayriye nisa, 09.01.2014 09:48
bence de çok güzel bir sohbet içime huzur doldu

#7 Hayat , 14.07.2012 20:49
Merhabalar,geçen pazar seyrettim tv.de,çok sıkıntılıydım o gün.Sıradan dini program diye düşünürken kilitlendim televizyona..Allahım saatlerce yüzüne bakıp,ağzına bakıp dinleyebilidirdim ,muhabbetini,gözyaşlarım aktı aktı..muhabbetinize sağlık..

#8 çiğdem, 16.08.2012 11:30
hayata en kötü şey nereye gitiğini bilememek yolun ortasında kalmak neye neden inandığını bilememek beni bu bilinmezlikten kurtadığınız için teşekür ederim. Bütün kitaplarınızı büyük bir zefkle okuyucan .

#9 devrim , 16.09.2012 22:58
Allaha giden yolda her devirde böyle örnek insanlara ihtiyaç var.. su gibi akıyor, ne kadar uzak dünyalıklardan..ne kadar cevap oluyor bütün kafamızdaki o sorulara.. daha çok görmek istiyoruz

#10 merve, 17.05.2012 19:34
ben daha çok gencim ve cemal nur hanım efendilerden çok şey ögrenmeye çalışan bir hiçim.. onu ALLAH ı ve peygamberimizi çok sevdiği için çok seviyorum o hep der ya beni eleştirenlere kızmam diye. bende o yüzden haddim olmayarak birşey söylemek istiyorum. başörtüsü bir semboldur. cemalnur hanım RABBİ

#11 mukaddes çuha, 28.01.2012 13:11
cemalnur hanımın ilk defa böylesine net ve nasıl hoşgörülü bir insan olabilirizi vurguladığı,mesneviyi nasıl anlamlarıyla öğrenmemizi anlattığı harika bir röportaj olmuş. allah yolunuzu daima açık etsin.

#12 yeşim, 31.08.2013 13:55
ne güzel bir sohbet olmuş.farklılıları birleyen insanlara ihtiyacı var bu ülkenin...umut denize atılan bir atş misali halak halka yayılır...inşallah gönüllerdeki inasan sevgiside böyle güzel insanlar aracılığıyla artacak...çünkü insanı seven rabbini sever,rabbini seven eşref-i mahlukat olan ''insanı

 

  kategorideki diğer yazılar    diğer kategoriler    sayfa başı